Uzaylılar – Bilim Soruyor: Orada Kimse Var mı?

Künye

Adı: Uzaylılar Bilim Soruyar: Orada Kimse Var Mı?
Yazar: Jim Al-Khalili (Editör)
Baskı tarihi: 2017
Sayfa Sayısı: 272
Format: Karton Kapak
ISBN: 9786051980188
Kitabın Türü: Bilim, Popüler Bilim, Uzay, Fizik, Astronomi
Orijinal Adı: Aliens – Science Asks: Is There Anyone Out There?
Çeviri: Barış Emre Alkım
Dil: Türkçe
Ülke: Türkiye
Yayınevi: Domingo

Alıntılar

Dünya Temelli Zekanın Uzak Geleceği

  • Uzaya, dünyanın problemlerinden kaçış gözüyle bakamayız.
  • Dünya yörüngesindeki rutin uzay uçuşlarının önündeki en büyük engel, kimyasal yakıtların doğasından kaynaklanan verimsizlik ve yükten çok daha fazla miktarda yakıt taşıma zorunluluğu. Kimyasal yakıtlara bağımlı olduğumuz sürece gezegenler arası yolculuk bizim için zorluk teşkil edecek.
  • Nükleer enerji yada farklı bir çığır açan bir yakıt bulabiliriz. O zaman bile yakınımızdaki yıldızlardan daha uzağa gitmek insan ömrünü aşacak. Yıldızlar arası yolculuk sadece öte insanlar için gerçekçi bir olasılık olacak. Öte insanların biyolojik tabanlı (ölümü ve hastalıkları yenmiş) yoksa silikon tabanlı mı (siborg) olacağı henüz belli değil.

Uzaylılar Bizi Neden Ziyaret Edebilir? (Hollywood Klişelerinin Çürütülmesi)

Uzaylılar Dünya’ya insanlığı köle etmek ya da çiftleşecek partnerler aradıkları için gelir:
  • Yıldızlar arası dolaşma becerisine sahip, dolayısıyla makinelere hükmetmede ve enerji kaynaklarını kullanmada ileri seviyeye geldiğini ispatlamış bir türün neden kölelere ihtiyaç duyabileceğini anlamak epey zor. Robot inşa etmek ya da otomasyonun ve mekanikleşmenin başka biçimleri, işgücü gereksinimini karşılamada çok daha etkili çözümlerdir. İnsanlar makinelere kıyasla daha zayıftır; insanı onarmak daha güçtür., üstelik sürekli beslemeniz gerekir.
  • Cinsel üreme eylemi, genetik düzeyde iki bireyin DNA’sının birleşmesini gerektirir. Yani bir uzaylı ırkın bizimle en temel düzeyde uyumlu olabilmesi için kendi genetik bilgisini bizimle aynı olan depolama molekülünde (yani aynı polimer olan DNA’da) saklaması yeterli değildir. Kısaca; insan en yakın evrimsel akrabası olan şempanzeden yavru yapamaz. Hatta farklı tür tanımını bu ölçüte yaparız: Üreyebilen yavrular üretemeyen iki organizma. O yüzden tümüyle farklı evrimsel soydan gelen bir uzaylı yaşam biçiminin insanla uyumlu olması son derece olasılık dışıdır.
Uzaylılar Dünya’ya bizi besin olarak toplamaya geliyorlar:
  • Vücudumuzda üreme, büyüme ve onarım amacıyla daha fazla hücre yapmak için bu temel yapıtaşlarının bir kaynağına gereksinim duyarız. Bu yüzden başka hayvanları ya da bitkileri yeriz; sindirim sistemimiz onları bileşenlerine, yani aminoasitlere, şekerlere ve yağ asitlerine ayrıştırır. Sonra bunları kendimiz için yapıtaşı olarak kullanırız. Yani, insanı yiyecek olarak kullanacak uzaylı canavarların bizimkine son derece benzer bir biyokimyayı temel alması ve gerekli enzimlere sahip olması gerekir.
Uzaylılar Dünya’ya okyanuslarımızı emip kurutmaya geliyorlar:
  • Bu varsayımın sorunu, uzayda buradan çok daha fazla ve çok daha iyi yığınla su kaynağı olması. Aslında Dünya, ön-Güneş etrafında dönen gaz ve toz diskinden meydana geldiğinde kupkuru bir gezegendi. Okyanuslarımızı dolduran su daha sonra güneş sisteminin daha soğuk dış kısımlarından gelen kuyrukluyıldız ve asteroid sağnağıyla taşındı. Hatta Jüpter’in uydularından Europa’nın donmuş yüzeyinin altındaki küresel okyanusta, tüm gezegenimizden daha fazla sıvı su var. Hatta güneş sistemimizin dışını saran kuyrukluyıldız halesinde ve buz kaplı uydularda Dünya’dakinden daha fazla su bulabilirsiniz.
Uzaylılar Dünya’ya başka hammaddeler için geliyorlar:
  • Dünya, yararlı metaller ve kaynaklar bakımından oldukça fakir. Su örneğinde olduğu gibi zaten asteroidler yararlı metal ve kaynaklardan oluşmuşken neden bu malzemeleri elde etmek için ayrıca Dünya’nın yer çekimi ile boğuşsunlar? Üstelik daha şimdiden bazı şirketler bu metal ve kaynaklar için asteroid madenciliğine başlamayı öneriyor.
Uzaylılar Dünya’ya yeni yuva aramaya geliyor:
  • Galakside uzaylıların evlerini taşıyabileceği hatrı sayılır miktarda kayalık gayrimenkul var ama kitap boyuna göreceğiniz gibi, karasal gezegenlerin karmaşık yaşamı destekleyebilmesi için yaşanılır bölgede yer almaktan daha fazlasını sunması gerekli. Gerçekten de Dünya’nın zaten yaşamla dolup taşıyor olması (ki bunların bir çoğu atmosferin ve okyanusların kimyasını etkileyen azimli mikroplar) kendine has, tuhaf biyokimyaya sahip uzaylı ırklar için engel oluşturup kolonileştirecek başka yer aramalarına yol açabilir. Uzaylıların üzerinde kendine yaşam geliştirmemiş karasal bir dünya bulup boş gezegene kendi biyosferlerini kurmaları daha kolay olabilir.
Uzaylılar Dünya’ya dünyalılar için geliyor:
  • Galaksimizde gerçekten zeki uzaylı türleri varsa insanlığa boyun eğdirip dünyamızı sömürecek bir filoyla kapımıza dayanmaları pek muhtemel değil. Belki de uzaylıları Dünya’ya çekebilecek tek şey bizleriz. Uzaylılar gerçekten de bizi ziyaret ederse filmlerdeki gibi olmayacak son şey daha var: Fizik kanunları. Uzaydaki yıldızlar arasındaki engin boşluklarda hareket etmek kolay ancak uzaklıktan ötürü son deree zordur. Bir yıldız sisteminden diğerine gitmek için gereken yolculuk süresi binlerce yılla ölçülsün istemiyorsanız uzay geminizin ışık hızına yakın hıza çıkması gerekir. İvmelenmesi gereken kütle ne denli büyükse, gereken enerji o kadar artacağından uzay geminizin olabildiğince küçük ve hafif olması gerekir. Bu nedenden ötürü, eğer galakside zeki uzaylı yaşam varsa, dünyamızı kocaman uzay gemileri yerine küçük robotlar ya da bizlerin diğer gezegenlere yaptığımız gibi sondalar ile ziyaret etmesi daha olası.
  • İşin daha acınası bir yanı daha var: Galaksi tarihinde dünyamızın hiçbir özel yanı yok. Dünya’nın oksijen bakımından zengin atmosferinin tespit edilememiş olmasının iki basit nedeni olabilir:
    • Galaksilerde yaşam o kadar ender ki, galaksilerdeki farklı uygarlıkların ilgisini çekemiyoruz.
    • Galaksilerde yaşam o kadar çok ve o kadar sıradan ki, diğerlerinin arasından sıyrılamıyoruz.

Uçan Daire Görme Olaylarının ve Komplo Teorilerinin Kısa Tarihçesi

  • UFO’lara ister inanın, ister kuşkuyla yaklaşın, ister inanmak isteyen olanlardan olun: UFO kültürünün içine çekilmek çok kolay. Çünkü uzaylıların dünyaya uğraması fikri gayet makul geliyor. Sonuçta dünya merkezli insan uygarlıklarının birbiriyle ilk kez karşılaşması tarihte tekrarlanan oldukça güçlü temalardan biri ve uzayın çok geniş olduğunu biliyoruz.
  • İnsan, akıl yürütmeksizin edindiği yanlış fikri akıl yürütmeyle asla düzeltemez. – Jonthan Swift

Bilinci Tanımlamak

  • Bilincin herkesin üzerinde anlaştığı, belirlenmiş bir tanımı yoktur. Bilinçli organizmalarda bilinçli sahnelerin ya da deneyimlerin sürekli (ama kesintiye uğratılabilen) bir akışı, öznel ve özel bir olgusal dünya vardır.
  • Bilinci tanımlamak için genellikle şu ayrım kullanılır: Bilinç Düzeyi ve Bilinç İçeriği. Bilinç düzeyi; organizmanın ne kadar bilinçli olduğunu anlatır. Bilinç içeriği ise; bilinçli bir sahneyi oluşturan unsurlardır. Bunlar, bilinçliyken bilincinde olduğunuz şeylerdir. Renkler, şekiller, kokular, düşünceler, inanışlar, duygular, ruh halleri, arzu…
  • Birçok deney, normal uyanık bilinç halinde beynin farklı bölgelerinin bir dereceye kadar kendi işlerini yaptıklarını, bir yandan da entegre bir bütüne katkıda bulunduklarını gösteriyor. Her bilinçli sahne birleşik bir deneyim olarak algılanır ama aynı anda birçok farklı bileşenin bir araya gelmesinden oluşmuştur ve diğer tüm bilinçli deneyimlerden farklıdır. Popüler bir sinirbilim kuramı bu durumu şöyle açıklıyor: Bilinçli deneyimler büyük miktarda entegre bilgi barındırır.
  • Belli karmaşık davranış eşiklerinin aşılması kaydıyla evrenin neresinde ortaya çıkmış olursa olsunlar evrimleşmiş yaşam biçimlerine ait bir özellik olması mümkün. Önemlisi, söz konusu eşiklerin pek de yüksek olması gerekli değil. Bilinçli olmak rasyonel düşünebilmeyle veya dil kullanmakla değil, esasen bir organizmanın dünyayı -ve kendini- fırsatlar ve tehlikelerle dolu bir dünyada sağ kalmasını sağlayacak biçimde algılamasıyla ilgilidir.
  • Bilincin bütün canlılarda kendini korumaya yönelik esnek sinir sistemlerine sahip basit yaşam biçimlerine ait bir özellik olması daha mümkündür. Bedenlenmiş olma deneyimi, tüm bilinçli deneyimlerinden biri ve muhtemelen uzaylıların, dünyalıların ve diğerlerinin ortak noktası olabilir.

Dünya Dışı Varlıklarla Yakın İlişkilerin Psikolojisi

  • ational Geographic Society’nin 2012’de 1114 ABD’li üzerinde yaptığı bir araştırmada, katılımcıların %36’sının UFO’ların var olduğuna inandığı, inanmayanların oranının sadece %17 olduğu görüldü. Geri kalanlarıysa kararsızdı.
  • 1500 İngiliz yetişkinin ve yaşları 8 ile 12 arasında değişen 500 İngiliz çocuğun katıldığı 2014 tarihli araştırmaya göre, yetişkinlerin %51’i ve çocukların %64’ü uzaylılara inanıyor. Yetişkinlerin %42’si, çocukların %50’si UFO’lara inanıyor.
  • Eldeki kanıtları halihazırda inandıklarımıza ya da gerçek olmasını istediklerimize destek olarak yorumlama eğilimi vardır. Buna doğrulama sapması denir.
  • Bir şeye odaklanıldığında, düpedüz görüş alanımızda olan başka şeyleri çoğu zaman fark edememiz; istem dışı körlük olarak olarak adlandırılır.
  • Gelişigüzel örüntülerin bazen açık seçik ve belirgin nesneler olarak algılanması eğilimi; pareidolia olarak adlandırılır. Örn; sebze meyvelerde surat görme vakaları.
  • Kendisinden başka hiçbir destekleyici kanıtı olmayan UFO ya da uzaylı görme vakaları; birinci türden yakınlaşmalar, fiziksel kanıt barındıran UFO ya da uzaylı görme vakalar; ikinci tüden yakınlaşmalar, insanlarla uzaylılar arasında doğrudan temas olan vakalar; üçüncü türden yakınlaşmalar, uzaylılar tarafından kaçırılma vakaları; dördüncü türden yakınlaşmalar olarak adlandırılır.

Bir Gezegeni Yaşanılabilir Kılan Nedir?

  • Yaşanılabilir dünya ölçütleri ilk olarak kendi dünyamızı temel almış ve Güneş benzeri bir yıldızın ısıttığı, yüzeyinde sıvı halde su bulunması olgularına odaklanmıştır. Ancak, evrenin diğer yerlerinde yaşam ararken hem yaşanılabilir dünyaları, hem de yaşamın kanıtını saptarken kullanacağımız öznitelikleri ve arama yöntemlerini kullanmamız gereklidir.
  • Dünya’da yaşamın birincil ekolojik gereksinimi sıvı sudur. O zaman, diğer dünyalardaki yaşam anlayışının suyu takip etmek olması doğru bir ilk adım olacaktır. Yaşam, biyokütle ve güç tepkimeleri üretmek için enerjiye gereksinim duyar. Dünya’da yaşam bu enerjiyi güneş ışığı ya da kimyasal enerjiden elde eder. Ancak son yapılan araştırmalara göre; gün ışığının ulaşmadığı okyanus yüzeyaltı volkanik kayalarda açığa çıkan hidrojeni tüketen ve metan üreten ya da derinlerdeki redyoaktivitenin ürettiği kimyasal enerjiden yararlanan ve kükürt indirgeyen bakteriler bulunmuştur.
  • Karbon ve karbonla ilişkili moleküller kümesi, organik kimyayı oluşturur ve yaşam bu yapıtaşları üzerine inşa edilmiştir. Karbon ve su dışında; azot, kükürt ve fosfor da gereken elementler için başlıca adaylardır. Yaşam, bu elementleri kullanarak ortak bir biyomolekül çekirdeği inşa eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir